eflatun sufleler...

"bunları yazmakla, çıldırmaktan kurtulunur mu..?"


Biz bu şehirde böyle rüzgara uyup, gri saatlere estikçe; şehir rengine katmaz bizi dostum; bir yerlere yaz bunu...

Yaşamak zanaatını katlanılır kılmak için elimizden geleni ardımıza koyduk biz hep di'mi; ardımız andımız olmadı hiç mesela, ben hiç balık tutmadım mesela ya da sabahın en kör vakti çöpçülere hesap sormadım. Hani durup durup kafa tutmalarımız vardı ya bizim hayata; sonra içimizde dağların esrik yanı hep, hep başka yerleri düşleyerek şehre düşlerinden eksiğine bozdurulmuş bedeller biçtik ya hani...

Oysa ne gerek vardı ki bütün bunlara...

Çatal-bıçak takımı için otuzdokuz kupon biriktiren bir kadınla evlenebilir, çocuklarına birbirine benzeyen isimler koyabilirdin. Misafirliğe giderken onları tek tip giydirebilirdin. Burhan Çaçan dinlerken duygulanabilirdin misal; çubuklu pijamanla pazar günleri yarım yamalak yaşanmış hayatına ağlatabilirdin bir ufak rakıyı... Bütün bu çabaya gerek yoktu. Yaşayabilirdin.


Hikayen kalabalık:

Hani İstanbul'da balık ekmek yemek için evden kaçıp kaçıp gittiğimiz o sahil kıyısı var ya... hani Kızkulesi falan..Hani dedik dünyanın merkezi burası... Sunay Akın biberona benzetmiş Kızkulesini'de; İstanbul'u da beşikteki çocuğunu sallayan anne saymış.Hah, işte tam da orda dur!duk. Tam orda durduk seninle biz. Yarım balık-ekmeğe olması gerekenden daha fazla balık koyarak, titreyen elleriyle gözlerimizin içine afiyet olsun bakışları yerleştirdikten sonra "gelin gene" diye bizi uğurlayan o balıkçı amcayı diyorum. En az onun kadar kalabalıksın dostum. Çok takmıştım onun gençliğini kafama. Halbuki...


Baştan söylemeliydim; bu yazıyı yazmaya başladığım ağır sıklet gün itibariyle adalet mülkün temeli değil, çok çok bir kız ismidir. hayır hayatın acımasızlığından bahsetmeyeceğim, kelimelerden yorgunum evet, aynı kelimelerden, aynı kofluklardan, aynı boşluklardan, aynı BOMBOŞluklardan...

Sana birileri haktan, hukuktan bahsederse mesela; bir de bunu sadece kendi hakkını haketmek için yaparsa, aldırma sen... kendi yargı muhakemesinde kafasına göre bir ceza biçerse sana, ki aynı suçtan önce kendisi hükümlüyken sana yargısız infaz yapmaya kalkarsa... Bomboş oluverirsin o dakka... O yüzden... Boşver sen, aldırma.


Aldırma dost; biz seninle o liman kıyısındaki şehirde deniz de olduk ya; beni bu denizsiz, mavisiz şehre savuran rüzgar utanmasın, "kader utansın" diyecek kadar da beterim bugün...


Çözebilsem anlatabilirim belki bunu. -ebilmekten ziyadeyim anla.

Ah dost; olmasan da yanımda... diyorum bak yine ben. O defteri hala sakladığını biliyorum. Hala bana yazdığını da ona, bir gün okuyacağımı da onu... Ama yokmuş gibi yapıyorum öyle birşey, bir gün çıkarıp getirdiğinde o defteri bana, pembe sayfalarından 8 yılı yaşamamış sayıp o ilk karşılaştığımız kasabadaki gibi bakarsan yüzüme... Bakarsan dağ olur dostum. K'aF dAĞI... Bakmazsan... Bomboş oluverirsin o dakka!

Bir yerlere yaz bunu, mesela pembe defterin o son sayfası var ya; hani es-mer yazmıştım köşesine, oraya yaz... Bomboş olma ama sen. Sakın!...