lady: bird...i cannot see a thing.
bird: it's all in your mind..
asla anlayamayacak olanlara söyleme sakın,
bilebileceğin en güzel şeyleri..
"bu bir fotoğrafın arabı olsun benden, eline geçecek mi bir gün..?"
lady: bird...i cannot see a thing.
bird: it's all in your mind..
asla anlayamayacak olanlara söyleme sakın,
bilebileceğin en güzel şeyleri..
"uzaktan bakanıyım denizin, içinde yüzenim denizin; anlatıcısıyım bazı hikayelerin, bazı hikayelerin kahramanı, ama en çok babasıyım helin'in.."
bak arkadaşım bu üç-beş kelime benim amel defterimin en kırmızı yerinde duranlardandır, ben bu üç-beş kelimeyi ömrüm oldukça hatırlarım mesela, biri demişti işte, yazmıştı bi' yerlere, bir baba, bir bir şey işte.. helin olmak istedim sonra ben hep, ben hep sonra..
sahi ya, deniz görmeyeli 1 ay oldu, buradaki göller dereler kesmiyor artık anne, istanbul'u özledim, istanbul'a gitsem başka yerleri; niye böyle anne, niye başım dönüyor?
..sonra birden değişir vurgusu, çekimi , kipleri cümlenin.. 90'a vurulmuş topların karşısı hipotenüs, normal şartlar altında, birbirine komşu mısralarda oturuyoruz biz, hiç balık tutmadım ben mesela, senin cebinde zengin kafiyeler, ve ilk harflerini birleştirince yazamadıklarımızın, hangi gaza sorarsan söyler ama sen uçan bir balondakine sor, yirmiikinoktadört litreyiz, tamı tamına.. su dediğin iki oksijen bir hidrojen, muavin sorar birazdan, isteriz. yanımızdan geçen arabaların bize göre hızını bulmak için, normal şartlar altında, ağır bir trafik kazası geçirmemiz lazım ve sen kulağıma bir fen kitabının en olmadık formülünü söyleyiverirsin, tüm sınavlarımızdan kalırız, ne farkeder? ince kenarlı merceklerden o karanlıktaki yıldızlara bakarız, f/2'sinde durmak gerekir böyle şeylerin, normal şartlar altında. sana söylemiştim, bırak dağınık kalsın diye, şimdi topladığın bu yerde, herşey yerli yerinde, çekmeceler mutlu, gardrop gülümser, eşyalar düzgünce katlanmış bir valizin içinde, alışkın değilim, buz eriyince taşmayan bardağa bakar gibi, şaşırıyorum, iyi ki beni dinlememişsin. giriş, gelişme ve sonuçtan ibaret herşey, normal şartlar altında, girişte paltomuzu bırakırız vestiyere, gelişmede başka bir ülkeden bildirir muhabirler, sonuçta ne kaybedeceğiz? normal şartlar altında, sana bunu günde on defa söylemem gerekir. sahi bugün sana söylemedim sanırım. sonra düşündüm de, gerekir mi?
bak gördün mü, hikayelerim demiştim; çok kalabalık, karışı karışıveriyor böyle anlatmaya kalkışınca, çalakalem..
ne demiştik; hikaye; kanatlarını kıran yazgıya her güz başı martılar uçurmak ve her ikindi patiskadan kanatlar biçmektir kendine.. hikaye budur; sürgün de..
yani anlayacağın; girişi gelişmesi sonucu karıştı hikayemin, insanlar ip cambazı zihnimde, oyunlar, şehirler, trenler, kelimeler dolusu, gel de arka vagonlara atlayalım, "hem görecek ne var ki" diyelim sonra, okyanuslar aşalım, sarılsak üşü..
dünyanın en güzel şarkılarından.. bu aralar fon müziği filmimin, mut şarkısı, düş şarkısı, pembe, pamuk kıvamında.. bir klip çekiyorum zihnimde, slow-motion, figüranı ben; yollar sokaklar evler insanlar sokak lambaları, hepsi yabancı ama hepsi ne güzel, bu şarkıyla.. fransızları seviyorum, evet.

ilençdüşüncesinin yanlışlığı belli olan bir kişinin
bir iş üzerine söz söylemesini kınama;
ayıplama, tekdir, çıkışma
Divanü Lügati’t-Türk

