eflatun sufleler...

"bunları yazmakla, çıldırmaktan kurtulunur mu..?"


Bir şehri neden sever insan?Şehir,insanı nerelerinden tutar,neresinden besler,nerelere koyar?Bir cinayete tanık olmak mıdır sabahları karşısına geçtiğiniz aynada karşılaştığınız o kişi:ki belki,biraz daha ateşe ihtiyacı var yangına sarılıp,yorgana benzin dökmek için.Aynanın sihrinde bir şehre yaklaşan naylon bir ruhun elinde kamaşan silah gibi gözler!Her gözde bir şehrin gecesi yaşanır…demişti oysa.İnsan,bir şehri neden özler?Ağladığında gözyaşlarını gömecek bir çukura sahip olamadıktan sonra...Geç gelmişsin eve.Üstündekileri çıkartıp atıyorsun bir tarafa,tenine yapışan karanlık çıkmıyor bir türlü,boş veriyorsun.Hep aynı çıkmaza açılan pencerenin camında paslanıyor ömrün,dışarı baktıkça,darağaçlarına tünemiş (yo)kuşları gördükçe dağlanıyor ruhun bir ovadan diğerine…Koşmuşsun.Acıdan aşka,hüzün tahsilatlarından otobüs duraklarına,ölümden hayata koşmuşsun.Yorgunsun.Bir kadeh yağmurun bile yok oysa,kalbini yanına meze yapacak… Cam kenarına yaklaşırsın tekrar, işte karanlık! Hem korktuğun hem de içine girip sığındığın,kaybolduğun karanlık,dudaklarını örtüyor artık.Konuşmayacaksın.Terk edeceksin buraları.Başka yerlere gideceksin, hep yeniden başlayacaksın yaşın kaç, yasın ne olursa olsun.Bu şehir seni sen daha ölmeden kemirmeye niyetli! Rüzgara mı yürümeli inadına,oturup iç savaşı mı düşünmeli,cepheler mi kazmalı ömrünün kayıp topraklarına?! Acının karasularına bir parmak eflatun mu çalmalı ‘ya tutarsa’ umuduyla? Şehir sana güneşler doğuruyor,döllediğin mavinin öcünü alırcasına… Kucağına veriyorlar ışığını,almıyorsun,benden değil diyorsun,bu aydınlık hiç bana benzemiyor!Kim bilir,belki de bu çağrıya kulak kabartmalı.Cephesiz,kurşunsuz,mavzersiz şehre doğru yaklaşmalı,kaç kalp kaldı ki geride bırakamayacak,kendini saymazsın bile, şehre teslim olursun umarsız.İnsan,bir şehri neden sever?!O şehirde sizi kahraman olarak hikayelerinde yaşatacak bir yazar mutlaka vardır çünkü,bunu tasavvur ettiğiniz için seversiniz oraları. Birlikte gökyüzünü defalarca kat(l)ettiğiniz, ekmek arası uykulara dilimlendiğiniz,bir sigara sarımı gecelerde acıya kenetlediğiniz,uykusuz düşlerinize harmanladığınız dostlarınız vardır o hikayenin satırlarında:asla görmediğiniz,asla tanışamayacağınız insanlarla daktilo tuşlarını,bir bilgisayar ekranında,bir k’ağıt parçasında çığlık çığlığa sessizliğin,yana yakıla donukluğun aksettiği düş duvarını aşarsınız.Şehir ardınızda kalır. Siz,şehri ,aşkı,şarkıları,yağmurları,mavileri arkanızda bırakmayı bir hedef seçmişsinizdir.O yüzden seversiniz bu şehri.Ardınızda kalacak,gidişinize ağlayacak,kaldırımlarında adımlarınızı özleyecek sanırsınız.Kapının önüne 68 model bir Chevrolet park eder.Farları kapanır.Büyük bir sessizlik,sana hatıraları peşkeş çeker.Oysa ayrıldınız. Oysa hiç yazılmadı saydınız iki kişilik bir cümlenin öznelerini umuda.Şoför tarafındaki cam aralanıyor ve paslı bir kalp bırakılıyor yere,yosun tutmuş. Kadehiniz olan o ortak yazgıya zehirli bir içki doluyor yeniden;doluyor,doluyor,doluyor! Ve düşüp kırılıyor ardından.Koskocaman bir şehri paylaştınız onunla.Yıldızları saydınız,acıları söktünüz düşlere yama yaptığınız şafaktan,dikiş tutmuyormuş oysa siyahlar,birlikte anladınız.Giyinmeden fırlıyorsunuz evden.Merdivenleri iniyorsunuz şehri üzerinize yıkarak.Apartman kapısının önünde kalıveriyorsunuz.Asfaltta hızla kalkmış bir otomobilin tekerlek izleri.Kalp,üzerine gazete serilmiş bir ceset gibi,soluksuz yatıyor kaldırımda.Kimin hatalı olduğunu tartışmaya gerek yok,kimin daha çok yaralı olduğunu,yaralarının kanını aşka buladığını…Bir paylaşımdaki kapıyı çarpan katsayısıyla bir mavi resimdeki fırça darbesi sayısını çarpıp,toplamdan kalan ömrünüzü çıkarttığınızda sıfır kalır geriye.Bir ateş çemberini andıran o sıfırın içinden,ürkek bir (d)ip cambazı gibi atladınız birlikte.Biriniz alev aldı,öbürüne de bulaştırdı.Bütün mesele bu! İnsan,bir şehri neden sever?!Bir şehir,insanı nerelerinden kundaklar,nerelerinden itekler?!Oradaydım.Her şeyi gördüm.Eski bir heyet raporunda adı geçti tanı(dı)klığımın.Bir taksi çevirdim sonra.-“Nereye?” diye sordu delikanlı.-“Mümkün olduğunca uzağa…”dedim.Tuzağa…Oysa ben hala savaşıyordum. İnsan,bir şehri neden sever?!Delikanlıya yönelttim soruyu:-“Bilmem ki…” dedi.Çoluk çocuk heralde,ana-bacı…Okutmadılar bizi.Zor şeyler bunlar.Büyük adam olsaydık bulurduk elbet bir cevap.Cahil kaldık.”Bir cehalet yandaşlığı mıydı şehir ile insan’ı kucaklaştıran?!Çok fazla bilmek,köreltmez miydi hisleri,sesleri tüketmez miydi..?Anlamıyordum.Anlayamıyordum.-“Nereye kadar gideceğiz daha?!”diye sordu delikanlı.-“Şehir dışına geldik mi?!”dedim.-Evet…dedi.-“Tamam…” dedim..Burada ineceğim.Al,bu kartta adresim yazıyor,bunlar da anahtarlarım.Her şeyimi sana bırakıyorum.”-“Neden?!!”dedi.-“Beni bu şehirden kurtardığın için..” dedim.-“Ama tam burada da başka bir şehir başlıyor!”dedi.-“İyi ya!”dedim.”Tekrar sevmek,vakit ister..Buna da gücüm yetmez!”Mezarlığın kapısında arabadan indim.Cama doğru uzandı delikanlı:-“Bagajdaki mezar taşlarından birini verseydim?…”-“Sağol…”dedim.”Ben yeteri kadar mezar taşı yazdım.İfademe bıraktım tanıklığımı.”Dudak büktü delikanlı.Arabayı çalıştırdı.Şehre doğru sürdü kendini...