eflatun sufleler...

"bunları yazmakla, çıldırmaktan kurtulunur mu..?"

Music is the wine that fills the cup of silence.

Robert Fripp.




Her şey gider, her şey geri gelir, sonrasızca döner varlık çarkı. Her şey ölür, her şey yine çiçeklenir; sonrasızca sürer varlık yılı. Her şey parçalanır, yine birleşir her şey; sonrasızca kurar kendini aynı varlık evi. Bütün nesneler ayrılırlar, bütün nesneler yine esenleşirler, sonrasızca bağlı kalır kendine varlık halkası. Her an yeniden başlar varlık, "ora" denen küre döner her "bura"nın çevresinde… Orta her yerdedir. Eğridir yolu ebediliğin!.."

Böyle Buyurdu Zerdüşt / F. Nietzsche


erkekçe olsun isterim

dostluk da düşmanlık da

hiçbiri olmaz halbuki.
(Ahmed Arif)

İnsan bazen geç kalıyor. İnsan bazen geç farkediyor geç kaldığını.
Bazen insan, inadına müziğin, inadına şiirin, inadına ezginin, inadına ruhun kalbine iniyor, indiği yerlerden çıkamıyor bazen insan, takılıp düşüyor uçurumlara.. Tıpkı Tanju Duru gibi.

Ben bir zaman önce bir şarkıya aşık oldum, "ömrümün şarkılarından" oldu, öylesine sevdim, hiç bilmeden kimin, niyesi olduğunu.. Kendisi şöyle bir şarkıydı, ne güzel'di, dosttu, belkiydi, hep'ti.. Şimdi di'li geçmiş zamanların anısına hürmet etse de, gelecek zamanlara da sirayet edecek belli ki..

"Duru Zamanlar" ın Tanju Duru'su imiş meğer o.. Ezginin Günlüğü imiş zaten evvelden. O hani bizden şarkılar filan, hep, ilintiliymiş onunla.. Sonra sonra ben , yani şimdi, yani geç kalınca; bir akşam Akın Eldes dinleyince öğrenmişim bunları, dostmuş, dostlukmuş, buralar hep duruymuş sonra.. Akın Eldes'miş, içimizden geçen trenlermiş sonra..


Tanju Duru sonra; ayağı kaymış bu dünyadan, uçurumlar hep düşmekmiş, düş'müş zaten bize.. Şarkılarını bize bırakıp gitmiş, dağlar viran olmuş kalanlara..

Fotoğraflar kalmış geriye yine, onları hoyrat bir makasla, ah eski bir fotoğraftan oymuşlar..

"Ölü mü denir şimdi onlara..?"

http://www.tanjuduru.net/duru/page2.html

http://www.tanjuduru.net/duru/page5_roll2.html


Bitmek bilmeyen kışa, yağmura, kara inat; güneşli, baharlı günlerin habercisi olsun diye;

Bugün günlerden Pink Martini..

En parçalı güneşlisinden:


En kelebeklisinden:

 
Vee en sempatiğinden, en Paris'te kahve yudumluyormuş hissi vereninden: :)



Güzel anılar, güzel tesadüfler, "güzel anılar gibi hüzünlü, hüzünlü şarkılar gibi güzel"likler..

Bu caanım şarkı; 15 yaşıma -şimdilerde herkese- ve sonra tüm ömrüme sirayet eden "Tutunamayanlar"ın başındaki "Aprés Moi" imiş. Meğer..

"when i was a little child
bir yokluktu ankara
après moi dull and wild
town ne oldu que sera"

işte yine;

"kelimeler albayım, bazı anlamlara gelmiyor.."


"döndüğüm, döndüğüm ama döndüğüm

döndüğüm bu sema sensin. dönnnnnnnnn

düğüm."

Bazı şarkıların sözlerini pürdikkat dinlemek gerek:

"Uzun kara bir çocuktu aşk, götürdüler astılar

Kör bir terzinin makasıyla hayatı daralttılar "



"iki kere iki dört çekilmez birşey. iki kere iki dört, bana sorarsanız küstahlıktır. iki kere iki dört, ellerini böğrüne dayayarak yolumuzu kesen, sağa sola tükürük atan bir külhanbeyinin ta kendisidir. iki kere ikinin yetkinliğine inanırım , ama en çok övülmeye değer bir şey varsa, o da iki kere ikinin beş etmesidir.."




dostoyevski / yeraltından notlar

*En güzeli, senin kadar sevilmedi..






"..beni yanlış evlerde aradılar, süt dökmüş kedilerin, kapısı kilitli dağların yamacında. gereğinden fazla süren suskunluğun eşiğindeydim oysa. kadınları, kuşları, kendimi. pamuk tarlalarını hiç terketmedim ama. beni yanlış evlerde aradılar, ku- rumuş bir bahçenin duvarında. yüzüne yaz değmiş çocukluğun saflığındaydım, kıskacında. orada. çay içiyordu. sıkılıyordu. hamamda şarkılar söylü- yordu görüntüm. işbaşı yapıyordu çalıntı zamanlarda. oysa geri dönecek gücü kalmayana dek yüzüyordu su- larda. ölümsüzlüğü düşlüyordu; paylaşılan bir ölümün sınırını. iki yüzü keskin bir bıçağın kınını, onu. ayna. beni yanlış öptüler aslında.."


(Altay Öktem)




*ben hep, senin şarkını söyledim.

MAVİ SAKAL'IN ODALARINI DOLAŞTIM. 40 ODA. RENGÂRENK HAZİNE ODALARI. HİÇ AĞLAMADIM. KİMSEYİ KURTARAMADIM. ÇOKTULAR. ÖYLE ÇOKTULAR Kİ, BEN SESİMİ BİLE ÇIKARAMADIM. 40 ODAYI DOLAŞ, YE, İÇ, EĞLEN, RUHUNU DOYUR, KENDİNE GEL, MUTLU OL, DEDİ BANA MAVİ SAKAL. SONRA 41. ODANIN ANAHTARINI VERDİ. AMA SAKIN AÇMA, DEDİ. 41. ODA NEDEN YASAK. EĞER YASAKSA NEDEN VERDİ ANAHTARI?
NEDEN ANAHTARLAR VERİP YALNIZ BIRAKIYORLAR BİZİ? NE YAPMAK İSTİYORLAR?

...

SORU YAĞMUR DOLUYSA, İNSANI ÖLDÜRÜR.


E.T.

ÖRGÜT SANRISI BİTTİ. BÖYLE SANRILAR, KÜSMÜŞ ÇOCUKLARDA SIK SIK NÜKSEDER. İNSANLARLA DENK DÜŞMEK BÜYÜLÜ VE BİR O KADAR KISA SÜRELİ RASTLANTILARDIR BİZİM İÇİN, BİR TÜRLÜ İNANAMAYIZ. HİÇ ÖRGÜT GÖRMEDİĞİMİZ İÇİN DE, BÖYLE BİR AD TAKABİLİRİZ DENK DÜŞMELERE. OYSA HEPİMİZ, CASUS GİBİ YAŞARIZ, SAKLANARAK VE PAYLAŞILAMAYANIN YÜKÜYLE BİRBİRİMİZE DOKUNMALARIMIZ KORKAK KELEBEKLERDİR, DOKUNUNCA RENKLERİ YIKILAN. ÇÜNKÜ KÜSKÜN ÇOCUKLAR İNANAMAZLAR. Kİ İNANMAMAK, KÜSMÜŞ BİR ÇOCUĞUN EN BÜYÜK KAN KAYBIDIR.


E.T.

Nasıl sevmeli?


>Yaşar Kemal, Tilda ve bütün "sıra arkadaşları" için...

"Biz namuslu yaşadık Tilda. İyi insanlar olduk." Bu, en uzun cümlesidir Türkçe'nin.

Yaşar Kemal'in ölen eşi Tilda'nın mezarı başında söylediği.

En uzun romandan daha uzun, en ağırından daha taş.


* * *


İnsan, hayatın o kadar da kısa olmadığını anladığı zaman büyüyor galiba. Yaşayan için bitmeyecek bir şeydir çünkü hayat; ancak, ölmekte olan için kısa. Düştüğün yerde kalınmaz çünkü, vurulduğun yerde bitilmez. Uzar, genleşir hatta delinip derinleşir zaman. Birikirsin. İnsan en çok bunu anladığında yalnızdır. Birikeceğini, hayatın ölüme kadar bitmeyeceğini anladığı an. Aslında gerçekten tam o anda birini arar insan. İnsanlığın ucuz cehenneminde bir başına olmamak için. Olup bitenler hakkında hiç değilse konuşmak için. Bir şey görünce dönüp "gördün mü?" demek için. O yüzden işte...


"Tilda benim arkadaşımdı. Dostumdu. Kardeşim, kardeşten de öte bir şeyimdi. Edebiyat konuşurduk, siyaset, felsefe. Biz 50 yılı böyle geçirdik. Konuşarak."


O yüzden işte, önceki gece "Bir Yudum İnsan" programında Nebil Özgentürk'e böyle söylüyordu Yaşar Kemal. İnsanlığın ucuz cehenneminde bir arkadaşın gerektiğini anlatıyordu. Aşık olduğu kadını kaybetmiş gibi değil de, beraber yaramazlık yapıp, konuşup, beraber "durduğu", her şeyini bildiği, her şeyini bilen arkadaşını kaybetmiş bir çocuk gibiydi. Kocaman karınlı, kocaman sesli ama küstükçe ufalanan bir çocuk gibi. Zira, "evlilik" uygarlığın uydurduğu bir meseleydi ve esas olan hayat içinde yaşamak dediğimiz bütün o şeyler olup biterken, senin gördüğünü gören biriyle "sıra arkadaşı" olmaktı. Yoksa 50 yıl ne konuşur insan "karısıyla", "kocasıyla"? "Belediye başkanının verdiği yetkiyle" bir memur sizin beraber yatıp, üremenize izin verdi diye... Ama "sıra arkadaşı"...


Sıra arkadaşı insanın, önünde durmaz, arkasında da. Yanında durur. Böyle, yan yana durur işte. Siz yan yana dururken başınızdan olaylar geçer. Hayat denen sıkıcı dersi bir aralık kollarsın hep "gördü mü?" demek için.


* * *

Çünkü mesela hep eteği sarkar iktidarın.


"Gördün mü" deyip, iki kişilik gülersin.


Mesela sıra dayağına çeker sizi hayat. "Acıdı mı?" dersin. Acıyan yerlerini gösterirsin birbirine. Geçince ya da geçti sanınca, "gördün mü?" dersin. "Bak geçti".


Yokluklarda, yoksunluklarda yoklama yapacağı tutar hayatın. "Eksik" yazılmasın diye o, atarsın kendini ortaya. Yalanlar, masallar, hikayeler; oyalarsın zamanı. Ne yapar yapar "eksik" dedirtmezsin sıra arkadaşın için. Sonra bir aralık bulup yine:


"Gördün mü?" dersin, "iki kişi olunca nasıl idare ediyoruz birbirimizi".


Herkeslerden gizli, hınzır şeyler yaparsın birlikte. "Düşersin" diye çıkarmadıkları yükseklere çıkıp, "boğulursun" diye göndermedikleri dehlizlere dalarsın birlikte. Maceraların arasından parmaklarınız uçuşur güzel ve tuhaf şeyleri işaret etmek için:


"Gördün mü?" dersin, "Görecek daha çok şey buluyoruz iki kişiyken".


Gün gelir, bir rüya görünce bile "gördün mü?" dersin. Çünkü iki kişilik yıllanmış uykularda akıllar bile ılıyıp karışır birbirine.


Bazen başkalarına gönlü kayabilir bile insanın, başka "sıralara". Hayat uzun ya! Ama o başkalarına "gördün mü?" diyemeyeceğini anladığın anda... Sıraya dönüp yine:


"Gördün mü?" dersin, "Her şey bizim iki kişilik evrenimiz içinde olup bitiyor aslında. Olup bitiyor! İçinde!"


Ama sıra arkadaşı gidince... "Hayat sürüyor" diyorsun ha? Hadi ya?!

Ece Temelkuran

"var git ölüm" diyemiyorum.

var

git.

var

git var git ölüm var git!

Film: La Fille Sur Le Pont; Fransız yapımı Köprüdeki Kız

Şarkı: Marianne Faithfull- Who Will Take My Dreams Away


("kadın, tren istasyonunda bir tahta duvarın önünde ayakta durmaktadır. arkadan tren vagonları geçip gider sarsıntılarla.
bir bıçak sallarım, kolunun hemen yanına saplanır. sonra bir bıçak daha, karnının kıyısına düşer. bir bıçak boynunu sıyırıp geçer. bir bıçak, bir bıçak, bir bıçak daha!.. her bıçakta bir inleme yankılanır. inlemelerle dolu keskin bir sevişmenin şarkısıdır bu. bıçak kadar keskin, bıçak kadar ölümcül, bıçak kadar hızlı bir sevişme... bir şarkı nasıl olur da bir bıçağın sesiyle hayat bulur. işte aşk budur biraz da. bir ölüm heyecanıdır.")


B'eter kokladım bugün, bir nefeslik yeter.

ne diyorduk?

"ben, babamın yuvarladığı çığın altında kaldım."


bu böyle..

On soruluk bir sınavda, yazacak tek bir kelimenin bile olmaması, her şey zıddıyla mümkündür üzerinden olmayana ergi yöntemi olarak da okunabilir.





Çok Woody bir Allen.

 sensemek: ben'in seni özlemesi, canının çekmesi.

"Görmeyelden yüzünü ben ki nigârım, sensedim..
Âh u zâr ile geçer bu rüzgârım, sensedim.."

"Hüzün uyandı Melusine. Bunu anladığımda hiçbir şey duymadım. Çevremde olağandışı hiçbir kıpırtı görülmedi. İnsanların düzeninde hiçbir değişiklik olmadı. Ama hüzün uyandı. Bir ağaç kovuğunda olağanüstü güzellikte bir göz görüldü mor ve yeşil. Bir su-bulut geçti. Bir klavsen yağmuru çaldı. Kapılar kendilerine örtüldü. Hüzün uyandı."


Lale Müldür

..derken istanbul'da bir yeri vurdu kalbim. duydun mu rhn?

-bil ki koro-



oyunun üvey çocuğudur, şimdi çözül lalelerin dökülsün, kaybolsun rol, sussun tirad, dursun oyun, sen soyun. soyun ki bu ucuz bedenine ölüm olsun suskunluk gülüşün, yanık lastik kokusu. hadi sökül unutma. ilizyonu kır. sanma. umma nasıl olsa ayna seni anlatır.


Uyu peki artık uyu. susmak akıtmaz kanını.
Silah geçmez düşlerinden


Ölmek acıtmaz canını"



"Sanadır, kuşatılmış arkadaşım, ak dağların berrak sularına, batık gemi düş'ünün seni bağladığı yere gider ayrılık şarkım."

CHE GUEVARA


"Hayat seni güldürmüyorsa;

Espriyi anlamadın

Demektir."

:)

Portatif bir hayat; katlanabildiğin kadar..

Tespih gibi hayat;

Çekebildiğin kadar..

beni eskit, bir terzi çıkar
fazlalıklarımdan, prova yokmuş
meğer! acıyan ve acıtan ten var

oldukça gövde dikiş tutmuyor
eskiden terziydim, dar vakitte
dükkanım vardı, ilk gömleğim
tez uçtuydu tenimden, o hevesi
artık gönlüm seçmiyor

teninden bir yağmur biç bana da
aramızın açıldığı yerden, o makas
hatırayı paslı bıraktı! düğmenin
yeraltında ten yokmuş tenhadan başka




şimdi heves bol geliyor..



Haydar Ergülen

şimdi ne söylesem boş, şimdi ne söylesem bir kıyıya vurdukça dalgaların sildiği yazı, şimdi ne söylesem , asfalta yapışıp kalmış bir serçe ayakizi, şimdi ne söylesem ellerimde kendi ölümüne silah bulamamış bir katilin ikizi, ve dahi şimdi ne söylesem, enkaz yeri bir umut karalamasının düş eskizi..
kafiye olsun diye..

çalçene acılardan geçiyorum,


derme-çatma acılardan,


çingene acılar..


"-elimde, yenik yanık kadınlardan ödünç acı
avlanan biz değiliz, korkunun naylon kanatları.."

*Ölümler, çıplak gelir..

Pis bir sabah , kötü pazar, kötü sabah..

Yine bir yokoluş haberi.

Gittiğin yerlerde ışık var, biliyorum gencecik beden..

Şad ol..

"Asıl, bizim aramızda güzeldir hasret
 Ve asıl biz biliriz kederi."

“en iyisi mi derinliğe hiç mi hiç girmemek daha çok kanun sesinden, ut sesini, su damlasına değişmek dahası bilsem, demezdim elbet, bütün karışıklık yüzünde yeşille çatışan asi bir sarı, eğer susarsa başak, o kadar işlek bir kere kırık, hep kırık”



Biz kırıldık daha da kırılırız

Son kötü günleri yaşıyoruz belki
İlk güzel günleri de yaşarız belki
Kekre bir şey var bu havada
Geçmişle gelecek arasında
Acıyla sevinç arasında
Öfkeyle barış arasında
Biz kırıldık daha da kırılırız
Kimse dokunamaz bizim suçsuzluğumuza






gülCemal Süreyya

"herkes dosta yazmış arzuhalini

benim(bizim)kini ü-rüzgara yazmışlar.."

"ey gitmek denen serseri
gelinlik kuşlar gibi
sekip durma göğsümde
yağmuru bıçakladım ben
bıçaklarım seni de..."



Çok türkülü, çok baharlı, çok çiçekli, çok yeşilli bir aşk yaşamak istiyorum bazen; öyle..

Bu gül bir şeyin anısı olacak ama neydi unuttum.

Kimbilir belki de sabah sabah yeniden açan umudun...


Can Yücel
Image and video hosting by TinyPic

"Bilmemişler hıncımın yaban otlar suladığını.."




"Ve sen daha demincek,

Yıllar da geçse demincek,
Bıçkılanmış dal gibi ayrı düştüğüm,
Ömrümün sebebi, ustam, sevgilim,
Yaran derine gitmiş,
Fitil tutmaz, bilirim.
Ama hesap dağlarladır,
Umut, dağlarla..."

"Şey"lerimiz var bizim.. Yığınla şeyimiz. hatta gitgide biz o şeylerin bir şeysiyiz..



Şeylerin sarmalında yuvarlanan birer kayıp yıldız gibi, şeylerin uzayında ismi olan bir partikül gibi seyir halindeyiz. .


Diş fırçalarımız var bizim önce, sonra elektrikli diş fırçalarımız, sonra diş fırçalarının yedek başlıkları, o yedek başlıkların kapları, sonra o kapların koyulacağı bir kutu, sonra kutunun koyulacağı bir dolap, dolapta başka şeylerimiz, şeylerin arasında gezen ellerimiz var..


Acaba ne kadar zaman geçer bir ömürde kaybolan şeyleri arayarak, şeylerin yerlerini hatırlamaya çalışarak? bir kalabalık halinde, evlerimizde, bir başımıza oturmaktayız.


Bir de "yersiz şeyler" var, en çok zamanı onlar alır esasen.. kopmuş anahtarlıklar, bozuk paralar, dibi kalmış kremler, içinde tek dal kalmış sigara paketleri, para üstü yerine alınmış kötü sakızlar, saçlar kesildikten sonra öksüz kalmış tokalar, gazı bitmiş çakmaklar, teki kayıp küpeler.. Esas şeylerin arasında bir gezinti halinda varolurlar illâ^..


***


Kış renklerinden giyinmiş bir ihtiyar adam var aşağıda, pencereden bakıyorum mesela..


Yani evdeki bütün o "şey"ler ardımda.. Nasıl ağırım nasıl fazlayım kendime bütün bunlarla!..


Sırtım dönük olarak şeyler kalabalığına, adama bakıyorum. adam çöp kutusunu karıştırıyor. Belki de çöpler o kadar pis değildir. Kim bilir? Belki bu da bir meslektir ve muhtemelen nice incelikler içermektedir. Elinde ucu kıvrık bir demir çubukla adam, çöpleri eşeliyor. Bana buradan hiç de "zavallı" gibi görünmüyor. Çünkü hiç acele etmiyor ve epey rahat görünüyor, yetişecek bir yeri yok belli ki. üzerindeki hiç bir şey ona ait değil besbelli. Besbelli bir süre sonra ona da ait olmayacak , şehrin bir yerinde yenisi bulununca bir kenara bırakılacak.


Adam, üç beş şeyiyle birlikte sokaklarda dolaşacak. Adam, şeysiz. Adam, hafif. Hiçbir şeysiz olduğu için adamın telaşı da yok. Kayıp da etmiyor bir şeyini, aramıyor da. Elleri, olduğu gibi...


* * *


Metal bir sigara kutusu buluyor, adam çöpte. "Bunu beğenecek" diyorum ben. Almıyor atıyor. Çünkü "güzel kutular" hiçbir işe yaramıyor. Çok güzel bir bisküvi kutusu buluyor sonra. Ben olsam kesinlikle alırdım mesela, takardım onu da peşime. Adam onu da atıyor. Adamın ellerinde herşey gerçek kıymetini buluyor. Hayatta bir kıymeti, yaşamda bir karşılığı olmayan şeylerin tümü onun bile çöplüğüne gidiyor. Bizim "süslerimiz" onu ilgilendirmiyor. O bizim gibi şeyleri peşinden sürükleyerek sürünmüyor. Adam bizim çöplükteki hiçbir şeyi beğenmiyor.


Dev naylon torbasını sırtına atıp, elinde demir çubuğunu sallayarak ağır, ama çok ağır yürüyor.


Sokağın ortasında duruyor sonra.. Tam ters yöne doğru yürüyor. Sonra yine duruyor. Duruyor.. Oturmaya karar veriyor. Sonra kalkmaya karar veriyor yeniden. Bir kez daha ters yöne yürüyor...


Sizin bir sokağın ortasında durmaya hakkınız var mı? Siz bir sokağı üç kere ters yönde yürüyebilir misiniz? Sizin böyle bir hakkınız yok. .


Çünkü sizin şeyleriniz var.


Çok "güzel" şeylere sahipsiniz siz.






Teşekkürler...

Ece Temelkuran

*Ve yengeç batırır göğsünün ortasına kıskacını.
Tam göğsünün ortasına

Akrep


iğnesini


henüz

çıkar-madı


affettiğimiz yerlerinden


birbirim iz in.

"kestiğin yerde kalsın bıçak, gelmesin seninle."

İyi bir şey olacak mı? iyi bir şey olacak mı? Olacak mı bir iyi şey? iyi şey bir olacak mı? şey olacak mı bir iyi? bir iyi şey mi olacak ? iyi şey bir olacak mı?

iyi

bir

şey

olacak mı?


Ben acılarla muhatap olmamayı da bilirim ömrüm ama senin yüzünü hep yanlış okuyorlar. Benim yüzümü hep yanlış okuyorlar ömrüm.