Robert Fripp.
Her şey gider, her şey geri gelir, sonrasızca döner varlık çarkı. Her şey ölür, her şey yine çiçeklenir; sonrasızca sürer varlık yılı. Her şey parçalanır, yine birleşir her şey; sonrasızca kurar kendini aynı varlık evi. Bütün nesneler ayrılırlar, bütün nesneler yine esenleşirler, sonrasızca bağlı kalır kendine varlık halkası. Her an yeniden başlar varlık, "ora" denen küre döner her "bura"nın çevresinde… Orta her yerdedir. Eğridir yolu ebediliğin!.."
Böyle Buyurdu Zerdüşt / F. Nietzsche
Bazı şarkıların sözlerini pürdikkat dinlemek gerek:
"Uzun kara bir çocuktu aşk, götürdüler astılar
Kör bir terzinin makasıyla hayatı daralttılar "
MAVİ SAKAL'IN ODALARINI DOLAŞTIM. 40 ODA. RENGÂRENK HAZİNE ODALARI. HİÇ AĞLAMADIM. KİMSEYİ KURTARAMADIM. ÇOKTULAR. ÖYLE ÇOKTULAR Kİ, BEN SESİMİ BİLE ÇIKARAMADIM. 40 ODAYI DOLAŞ, YE, İÇ, EĞLEN, RUHUNU DOYUR, KENDİNE GEL, MUTLU OL, DEDİ BANA MAVİ SAKAL. SONRA 41. ODANIN ANAHTARINI VERDİ. AMA SAKIN AÇMA, DEDİ. 41. ODA NEDEN YASAK. EĞER YASAKSA NEDEN VERDİ ANAHTARI?
NEDEN ANAHTARLAR VERİP YALNIZ BIRAKIYORLAR BİZİ? NE YAPMAK İSTİYORLAR?
...
SORU YAĞMUR DOLUYSA, İNSANI ÖLDÜRÜR.
E.T.
ÖRGÜT SANRISI BİTTİ. BÖYLE SANRILAR, KÜSMÜŞ ÇOCUKLARDA SIK SIK NÜKSEDER. İNSANLARLA DENK DÜŞMEK BÜYÜLÜ VE BİR O KADAR KISA SÜRELİ RASTLANTILARDIR BİZİM İÇİN, BİR TÜRLÜ İNANAMAYIZ. HİÇ ÖRGÜT GÖRMEDİĞİMİZ İÇİN DE, BÖYLE BİR AD TAKABİLİRİZ DENK DÜŞMELERE. OYSA HEPİMİZ, CASUS GİBİ YAŞARIZ, SAKLANARAK VE PAYLAŞILAMAYANIN YÜKÜYLE BİRBİRİMİZE DOKUNMALARIMIZ KORKAK KELEBEKLERDİR, DOKUNUNCA RENKLERİ YIKILAN. ÇÜNKÜ KÜSKÜN ÇOCUKLAR İNANAMAZLAR. Kİ İNANMAMAK, KÜSMÜŞ BİR ÇOCUĞUN EN BÜYÜK KAN KAYBIDIR.
Nasıl sevmeli?
"var git ölüm" diyemiyorum.
var
git.
var
git var git ölüm var git!
Film: La Fille Sur Le Pont; Fransız yapımı Köprüdeki Kız
Şarkı: Marianne Faithfull- Who Will Take My Dreams Away
("kadın, tren istasyonunda bir tahta duvarın önünde ayakta durmaktadır. arkadan tren vagonları geçip gider sarsıntılarla.
bir bıçak sallarım, kolunun hemen yanına saplanır. sonra bir bıçak daha, karnının kıyısına düşer. bir bıçak boynunu sıyırıp geçer. bir bıçak, bir bıçak, bir bıçak daha!.. her bıçakta bir inleme yankılanır. inlemelerle dolu keskin bir sevişmenin şarkısıdır bu. bıçak kadar keskin, bıçak kadar ölümcül, bıçak kadar hızlı bir sevişme... bir şarkı nasıl olur da bir bıçağın sesiyle hayat bulur. işte aşk budur biraz da. bir ölüm heyecanıdır.")
sensemek: ben'in seni özlemesi, canının çekmesi.
"Görmeyelden yüzünü ben ki nigârım, sensedim..
Âh u zâr ile geçer bu rüzgârım, sensedim.."
"Hüzün uyandı Melusine. Bunu anladığımda hiçbir şey duymadım. Çevremde olağandışı hiçbir kıpırtı görülmedi. İnsanların düzeninde hiçbir değişiklik olmadı. Ama hüzün uyandı. Bir ağaç kovuğunda olağanüstü güzellikte bir göz görüldü mor ve yeşil. Bir su-bulut geçti. Bir klavsen yağmuru çaldı. Kapılar kendilerine örtüldü. Hüzün uyandı."
-bil ki koro-
oyunun üvey çocuğudur, şimdi çözül lalelerin dökülsün, kaybolsun rol, sussun tirad, dursun oyun, sen soyun. soyun ki bu ucuz bedenine ölüm olsun suskunluk gülüşün, yanık lastik kokusu. hadi sökül unutma. ilizyonu kır. sanma. umma nasıl olsa ayna seni anlatır.
Uyu peki artık uyu. susmak akıtmaz kanını.
Silah geçmez düşlerinden
Ölmek acıtmaz canını"
"Sanadır, kuşatılmış arkadaşım, ak dağların berrak sularına, batık gemi düş'ünün seni bağladığı yere gider ayrılık şarkım."
CHE GUEVARA
beni eskit, bir terzi çıkar
fazlalıklarımdan, prova yokmuş
meğer! acıyan ve acıtan ten var
şimdi ne söylesem boş, şimdi ne söylesem bir kıyıya vurdukça dalgaların sildiği yazı, şimdi ne söylesem , asfalta yapışıp kalmış bir serçe ayakizi, şimdi ne söylesem ellerimde kendi ölümüne silah bulamamış bir katilin ikizi, ve dahi şimdi ne söylesem, enkaz yeri bir umut karalamasının düş eskizi..
kafiye olsun diye..
çalçene acılardan geçiyorum,
derme-çatma acılardan,
çingene acılar..
"-elimde, yenik yanık kadınlardan ödünç acı
avlanan biz değiliz, korkunun naylon kanatları.."
*Ölümler, çıplak gelir..
Pis bir sabah , kötü pazar, kötü sabah..
Yine bir yokoluş haberi.
Gittiğin yerlerde ışık var, biliyorum gencecik beden..
Şad ol..
“en iyisi mi derinliğe hiç mi hiç girmemek daha çok kanun sesinden, ut sesini, su damlasına değişmek dahası bilsem, demezdim elbet, bütün karışıklık yüzünde yeşille çatışan asi bir sarı, eğer susarsa başak, o kadar işlek bir kere kırık, hep kırık”
Biz kırıldık daha da kırılırız
Son kötü günleri yaşıyoruz belki
İlk güzel günleri de yaşarız belki
Kekre bir şey var bu havada
Geçmişle gelecek arasında
Acıyla sevinç arasında
Öfkeyle barış arasında
Biz kırıldık daha da kırılırız
Kimse dokunamaz bizim suçsuzluğumuza
gülCemal Süreyya
"herkes dosta yazmış arzuhalini
benim(bizim)kini ü-rüzgara yazmışlar.."
"ey gitmek denen serseri
gelinlik kuşlar gibi
sekip durma göğsümde
yağmuru bıçakladım ben
bıçaklarım seni de..."
Çok türkülü, çok baharlı, çok çiçekli, çok yeşilli bir aşk yaşamak istiyorum bazen; öyle..
"Şey"lerimiz var bizim.. Yığınla şeyimiz. hatta gitgide biz o şeylerin bir şeysiyiz..
Şeylerin sarmalında yuvarlanan birer kayıp yıldız gibi, şeylerin uzayında ismi olan bir partikül gibi seyir halindeyiz. .
Diş fırçalarımız var bizim önce, sonra elektrikli diş fırçalarımız, sonra diş fırçalarının yedek başlıkları, o yedek başlıkların kapları, sonra o kapların koyulacağı bir kutu, sonra kutunun koyulacağı bir dolap, dolapta başka şeylerimiz, şeylerin arasında gezen ellerimiz var..
Acaba ne kadar zaman geçer bir ömürde kaybolan şeyleri arayarak, şeylerin yerlerini hatırlamaya çalışarak? bir kalabalık halinde, evlerimizde, bir başımıza oturmaktayız.
Bir de "yersiz şeyler" var, en çok zamanı onlar alır esasen.. kopmuş anahtarlıklar, bozuk paralar, dibi kalmış kremler, içinde tek dal kalmış sigara paketleri, para üstü yerine alınmış kötü sakızlar, saçlar kesildikten sonra öksüz kalmış tokalar, gazı bitmiş çakmaklar, teki kayıp küpeler.. Esas şeylerin arasında bir gezinti halinda varolurlar illâ^..
***
Kış renklerinden giyinmiş bir ihtiyar adam var aşağıda, pencereden bakıyorum mesela..
Yani evdeki bütün o "şey"ler ardımda.. Nasıl ağırım nasıl fazlayım kendime bütün bunlarla!..
Sırtım dönük olarak şeyler kalabalığına, adama bakıyorum. adam çöp kutusunu karıştırıyor. Belki de çöpler o kadar pis değildir. Kim bilir? Belki bu da bir meslektir ve muhtemelen nice incelikler içermektedir. Elinde ucu kıvrık bir demir çubukla adam, çöpleri eşeliyor. Bana buradan hiç de "zavallı" gibi görünmüyor. Çünkü hiç acele etmiyor ve epey rahat görünüyor, yetişecek bir yeri yok belli ki. üzerindeki hiç bir şey ona ait değil besbelli. Besbelli bir süre sonra ona da ait olmayacak , şehrin bir yerinde yenisi bulununca bir kenara bırakılacak.
Adam, üç beş şeyiyle birlikte sokaklarda dolaşacak. Adam, şeysiz. Adam, hafif. Hiçbir şeysiz olduğu için adamın telaşı da yok. Kayıp da etmiyor bir şeyini, aramıyor da. Elleri, olduğu gibi...
* * *
Metal bir sigara kutusu buluyor, adam çöpte. "Bunu beğenecek" diyorum ben. Almıyor atıyor. Çünkü "güzel kutular" hiçbir işe yaramıyor. Çok güzel bir bisküvi kutusu buluyor sonra. Ben olsam kesinlikle alırdım mesela, takardım onu da peşime. Adam onu da atıyor. Adamın ellerinde herşey gerçek kıymetini buluyor. Hayatta bir kıymeti, yaşamda bir karşılığı olmayan şeylerin tümü onun bile çöplüğüne gidiyor. Bizim "süslerimiz" onu ilgilendirmiyor. O bizim gibi şeyleri peşinden sürükleyerek sürünmüyor. Adam bizim çöplükteki hiçbir şeyi beğenmiyor.
Dev naylon torbasını sırtına atıp, elinde demir çubuğunu sallayarak ağır, ama çok ağır yürüyor.
Sokağın ortasında duruyor sonra.. Tam ters yöne doğru yürüyor. Sonra yine duruyor. Duruyor.. Oturmaya karar veriyor. Sonra kalkmaya karar veriyor yeniden. Bir kez daha ters yöne yürüyor...
Sizin bir sokağın ortasında durmaya hakkınız var mı? Siz bir sokağı üç kere ters yönde yürüyebilir misiniz? Sizin böyle bir hakkınız yok. .
Çünkü sizin şeyleriniz var.
Çok "güzel" şeylere sahipsiniz siz.
Teşekkürler...
Ece Temelkuran
İyi bir şey olacak mı? iyi bir şey olacak mı? Olacak mı bir iyi şey? iyi şey bir olacak mı? şey olacak mı bir iyi? bir iyi şey mi olacak ? iyi şey bir olacak mı?
iyi
bir
şey
olacak mı?